Anadolu’nun Sessizleşen Yüzü: Boşalan Köylerimiz (Salih Erdem)
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları, 2025 verilerine göre, Türkiye nüfusunun %93’ünden fazlası şehirlerde yaşarken, kırsal (belde/köy) kesimde bu oran %6,43’e kadar gerilemiş durumdadır.
2025 verilerine göre Aydın ilimizde nüfusun tamamı 1.172.107 kişi, Denizli ilimizde nüfusun tamamı 1.060.975 kişi il/ilçe merkezlerinde yaşamaktadır! Bu tabloya göre büyükşehirlerimizin il/ilçe merkezi dışında, kırsal kesimde yaşayan hiçbir kimse yok!
Gerçekten de ülkemizde il/ilçe merkezi, belde/köy nüfusu ve nüfus yoğunluğu böyle midir? Aslında böyle olmadığını, -Büyükşehir kanunu ile birçok köyün "mahalle" statüsüne geçmesi ile bu tablonun kağıt üzerinde derinleştiğini- hepimiz biliyoruz.
Büyükşehir kanunu illerdeki bütün köylerin ve beldelerin tüzel kişiliğini kaldırmış ve bunları bağlı bulundukları ilçenin mahallesi hâline dönüştürmüştür. Bu dönüşüm, köylülerin şehirli sayılması kâğıt üzerindedir. Köylerimizde köy hayatı hâlen devam etmektedir. Köy tüzel kişiliği geri verilerek köylerimiz tekrar eski vasfına kavuşturulmalı, kırsal kesimde yaşayanların gerçek nüfusu açıklanmalıdır.
Türkiye’de son yıllarda hız kazanan kırsal nüfus kaybı, yalnızca istatistiksel bir veri değil, aynı zamanda sosyokültürel ve ekonomik bir dönüşümün; tarım ve hayvancılıkta dışa bağımlı hâle gelmenin habercisidir.
Anadolu toprakları, binlerce yıldır yerleşik yaşamın ve tarımsal üretimin kalbi olmuştur. Özellikle 1950’li yıllardan itibaren toprağa bağlı yaşayan insanlarımız geçim kaygısıyla, okumak için veya başka sebeplerle -denize dökülen nehir misali- köyden şehre göç etmiştir. Tarımda makineleşme insan gücüne ihtiyacı azaltırken, miras yoluyla parçalanan topraklar zamanla sahibini besleyemez duruma gelmiştir.
TÜİK verileri, kırsal nüfusun yaş ortalamasının her geçen yıl yükseldiğini göstermektedir. Köylerde yaşayan 65 yaş üstü nüfus artarken, 35 yaş altı nüfus hızla azalmaktadır. Günümüzde orta yaş ve orta yaşın üzerindeki köylülerimiz çiftçilik yapmaktadır. Geçim ve gelecek kaygısıyla gençlerimizin kentlere göçü hâlen devam ediyor. Köyde azınlıkta kalan gençler de tarım ve hayvancılıkla uğraşmak istemiyor. Tarlada çalışacak ırgat, hayvanları otlatacak çoban bulunmuyor.
"Dolaştım köyümü bir akşamüstü Babadan yadigâr bucak kalmamış Olsaydı sorardım kimlere küstü Bacası tüten bir ocak kalmamış." Bugün Türkiye’nin birçok bölgesinde terk edilmiş köyler, viraneye dönen evler, kapanmış okullar ve ıssızlaşmış sokaklar; sadece birer yerleşim yeri kaybı değil, bir kültürün de yok oluşunu simgeliyor.
Köylerin boşalması ekonomik ve sosyal dinamiklerin bir bileşkesidir. Sosyal imkanların kaybı, okulların kapanması ve sağlık hizmetlerine erişimdeki zorluklar, genç nüfusu şehirlere mecbur bırakmıştır.
Köylü köyünü çeşitli nedenlerle terk ediyor ya da terk etmek zorunda kalıyor. Türkiye’de boşalan köyler, sadece taşın ve toprağın sessizliği değil; üretimin, geleneksel bağların ve dengeli nüfus dağılımının kaybıdır. Üzerinde çokça düşünülmesi ve çözüm getirilmesi gereken asıl mesele budur.
Bu tablo ülkemizde binlerce köyün ortak kaderidir.Kaybedilen sadece evler değil; Boşalan köylerle birlikte Türkiye’nin gıda güvenliği tehlikeye girmektedir. Ekilmeyen tarlalar, sahipsiz kalan meralar tarım ve hayvancılıkta bizi dışa bağımlı hale getirirken; babadan oğula, anadan kıza, dededen toruna aktarılan kültürel bağ kopmakta, köklü bir kültürel miras da silinip gitmektedir.
Bizi biz yapan değerlerimiz, toplumsal doku çözülmektedir.
Anadolu’nun bu sessiz çığlığını duymak, sadece köylüyü yerinde tutmak değil, ülkenin gıda ve sosyal geleceğini güvence altına almaktır.
Son yıllarda "tersine göç" projeleri ve pandemiyle birlikte artan "doğaya dönüş" trendi bir umut ışığı yaksa da, bu durum genellikle köylerde arsa ve tarla fiyatlarını artırmakta ve emekli kesimin yazlık kullanımıyla sınırlı kalmaktadır. Şehre göçenlerin tekrar köyüne dönüşü denize dökülen ırmakları tersine akıtmaya benzer. Köyüne dönse bile, kurulu düzeni yoktur; yerleşim, toprağı işlemek ve üretim yapmak için hatırı sayılır bir sermayeye ihtiyaç vardır. Kaldı ki, şehre göçen köylülerin çocukları ve torunlarının köye dönme, toprağı işleme, üretim yapma hayali ve düşüncesi var mıdır?
Sürdürülebilir bir geri dönüş ve hiç değilse hâlen köyde yaşayan insanlarımızı yerinde tutmak için tüm imkânlar seferber edilmeli, doğayla ve zor şartlarla mücadele ederek üretim yapan üretici desteklenmeli, köylünün vergi ve üretim avantajları korunmalı, köyde yaşam daha cazip hâle getirilmelidir. Aksi takdirde, Anadolu'nun o görkemli geçmişi sadece şiirlerde yaşayan birer hüzünlü hatıra olarak kalacaktır.
"Zaman denen süreç bir derin kuyu
Düştükçe düşerim bir ömür boyu
Topraktan başkaca hasreti koyu
Bağrına basacak kucak kalmamış."
Salih Erdem
Araştırmacı Yazar