Katırcıoğlu Mehmed Paşa (Türkmen)

Celâlî reislerinin devlet tarafından nasıl araçsallaştırıldığına dair literatür son yıllarda genişlemiştir. Birol Gündoğdu’nun 2024 basımlı Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi'nde yayımlanan çalışmasında incelendiği üzere, Katırcıoğlu vakası; devletin isyancılara yaklaşımında salt bir şiddet tekelinden ziyade, istimâlet (gönül alma/pasifize etme) ve menfaat dağıtımı mekanizmalarını kullandığını kanıtlayan en belirgin örneklerden biridir (Gündoğdu, 2024).

Mücteba İlgürel'in 2002 basımlı TDV İslâm Ansiklopedisi (Cilt 25) adlı eserinde yer alan maddesine göre; muhtemelen 1601 yılında Isparta'da doğan Mehmed Paşa, babası Ahmed Ağa ile nakliyatçılık ("katırcılık") yaptığı için bu lakapla anılmıştır. Muhtemelen Isparta'nın köylerinden birinde dünyaya gelmiştir. Ailenin demografik kökleri doğrudan Hamid (Isparta) sancağına dayanmaktadır (İlgürel, 2002, s. 58). Nakliyat faaliyetleri sayesinde elde ettiği sermaye ve hareket kabiliyeti, onu kısa sürede Isparta'nın önde gelen âyanları arasına sokmuştur (İlgürel, 2002, s. 58).

Katırcıoğlu’nun eşkıyalığa geçişi, lise ders kitaplarında anlatıldığı gibi ideolojik bir isyan değil, tipik bir 17. yüzyıl taşra rekabetidir. İlgürel'in (2002) belirttiği üzere, Isparta mütesellimi ile yerel halk arasındaki gerilimde arabuluculuk rolü üstlenmesi, akabinde hapse atılması ve mütesellimin yaralanması olayı, onu sistemin dışına iterek Haydaroğlu Mehmed ile birlikte eşkıyalığa başlamasına neden olmuştur (İlgürel, 2002, s. 58).

Türkmen kökenli olan Katırcıoğlu’nun sıradan bir taşra eşkıyasından büyük bir Celâlî reisine dönüşmesi, 1648 yılında üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Ahmed Paşa’yı öldürmesiyle gerçekleşmiştir. Bu eylem, 17. yüzyıl bağlamında devlete karşı kazanılan bir prestij ve müzakere masasına oturma hamlesi olarak okunmalıdır (İlgürel, 2002, s. 58).

Sultan Ahmed Vakası sonrası sipahilerin kan davasını güden Gürcü Abdünnebî ve Kazzâz Ahmed ile birleşerek İstanbul'a yürümesi, yerel bir meselenin merkeze yönelik politik bir tehdide dönüşmesini simgeler. Osmanlı bürokrasisi, bu koalisyonu kırmak için Gürcü Abdünnebî'ye Türkmen ağalığı, Katırcıoğlu'na ise sancakbeyliği teklif etmiştir (İlgürel, 2002, s. 58).

Bursa ve Üsküdar civarındaki askeri çarpışmaların ardından Sadrazam Kara Murad Paşa tarafından mağlup edilen Katırcıoğlu, öldürülmek yerine devletin pragmatik politikaları gereği affedilerek Hamid (Isparta) sancakbeyliğine atanmıştır. Bu durum, Osmanlı'nın kriz dönemlerindeki esnek "ödüllendirme ve uzaklaştırma" politikasının somut bir uygulamasıdır (İlgürel, 2002, s. 59).

17 Aralık 1668'de Kandiye önlerindeki metris savaşlarında hayatını kaybetmesi, bir Celâlî isyancısının ömrünü Osmanlı devlet protokolünün en üst düzey bürokratı ve "şehidi" olarak tamamladığının tarihsel vesikasıdır (İlgürel, 2002, s. 59).

KAYNAKÇA

Barkey, K. (1994). Bandits and bureaucrats: The Ottoman route to state centralization. Cornell University Press.

Gündoğdu, B. (2024). Katırcıoğlu Mehmed ve Abaza Hasan örneklerinde Osmanlı Devleti’nin 17. yüzyılın ortasında asilere yaklaşımı. Cumhuriyet Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 48(1). (DergiPark üzerinden erişilmiştir).

İlgürel, M. (2002). Katırcıoğlu Mehmed Paşa. TDV İslâm Ansiklopedisi (Cilt 25, s. 58-59). Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.

Naîmâ, M. (2007). Târih-i Na’îmâ: Ravzatü'l-Hüseyin fî hulâsati ahbâri'l-hâfikayn (Cilt 3) (Haz. M. İpşirli). Türk Tarih Kurumu Yayınları. (Orijinal eser basım tarihi 1704).

Aydın Son Havadis Kültür ve Tarih Araştırmaları Akademisi

Bir analiz:

Eşkıyadan Paşalığa: Bir Osmanlı Pragmatizmi Hikâyesi

Bugünlerde siyasetin ve devlet yönetiminin "müzakere mi, mücadele mi?" ikilemi arasında sıkışıp kaldığını görüyoruz. Oysa tarihin tozlu sayfalarını araladığımızda, Osmanlı Devleti’nin kriz anlarında sergilediği şaşırtıcı esnekliğin, modern siyaset bilimcilere taş çıkartacak bir ustalık içerdiğini fark ediyoruz. Bunun en çarpıcı örneği; 17. yüzyılın azılı Celâlî reisi, sonradan devletin mülki amiri ve şehidi olan Katırcıoğlu Mehmed Paşa’dır.

Dağdaki Gölgeden Devletin Şemsiyesine

Geçtiğimiz aylarda Birol Gündoğdu’nun yayımlanan çalışması ve tarihçi Mücteba İlgürel’in tespitleri, bize ezber bozan bir hikâye anlatıyor. 1601 yılında Isparta’da bir nakliyatçının (katırcı) oğlu olarak dünyaya gelen Mehmed, aslında ideolojik bir devrimci değil; tipik bir Anadolu insanıydı. Onu dağa çıkaran sebep "devleti yıkma hayali" değil, yerel bürokrasinin haksızlıkları ve mütesellimlerle girdiği güç kavgasıydı.

Sistemin dışına itilen Mehmed, kısa sürede bir "çete reisi"ne dönüştü. Ancak bu yükseliş, kuru bir şiddet sarmalı değildi. Katırcıoğlu, Anadolu Beylerbeyi’ni öldürdüğünde aslında devlete şu mesajı veriyordu: "Ben artık sadece bir eşkıya değilim; masaya oturmanız gereken bir aktörüm."

İstimâlet: Gönül Alma mı, Teslim Alma mı?

Osmanlı, bu büyük tehdidi bertaraf etmek için bugün "hibrit yöntemler" dediğimiz bir strateji uyguladı. İsyancıları kılıçtan geçirmek yerine, onları sistemin içine çekerek pasifize etme yolunu seçti. Biz buna tarihte "istimâlet" diyoruz. Yani, asiyi rütbe ve menfaatle "terbiye etme" sanatı.

İstanbul kapılarına dayanan bir isyancıya, öldürülmek yerine sancakbeyliği (valilik) teklif edilmesi, ilk bakışta "zaafiyet" gibi görünebilir. Ancak sonuç odaklı bir bakışla; devlet bu sayede hem Anadolu’yu bir iç savaştan kurtardı hem de Katırcıoğlu gibi yetenekli bir askeri lideri bünyesine kattı.

Kandiye Metrislerinde Bir "Asi"nin Sonu

Türkmen kökenli olan Katırcıoğlu’nun hikâyesini asıl ilginç kılan ise finalidir. Hayatının bir döneminde devlete kafa tutan, Anadolu’yu hallaç pamuğu gibi atan bu "eski eşkıya", 1668 yılında Girit’te, Kandiye kuşatması sırasında Osmanlı saflarında en ön metrislerde savaşırken hayatını kaybetti.

Tarih kayıtları onu "şehit" ve üst düzey bir devlet adamı olarak yazar. Bu, Osmanlı’nın devasa bir öğütme makinesi olduğunun kanıtıdır: Devlet, kendine düşman olan enerjiyi, doğru bir mühendislikle kendi bekası için kullanmayı bilmiştir.

Bugünün Dersi

Katırcıoğlu örneği, bize devlet aklının sadece cezalandıran değil, aynı zamanda pragmatik çözümler üreten bir mekanizma olması gerektiğini hatırlatıyor. Osmanlı, sert bir ideolojik duvar örmek yerine, menfaatleri ve insan kaynaklarını yöneterek imparatorluğun ömrünü uzatmıştır.

Bugün "devlet refleksi" dediğimiz şey, bazen en büyük düşmanını bile sistemin en sadık parçası haline getirebilme becerisinde gizlidir. Katırcıoğlu’nun Isparta dağlarından Kandiye metrislerine uzanan ömrü, bu kadim siyasetin en canlı vesikasıdır.

Aydın Son Havadis Bellek ve Analiz Enstitüsü