Macarca Şiirler

Macaristan Milli Marşı sekiz kıtadan oluşmaktadır.

İlk Kıtası okunmaktadır.

Isten, áldd meg a magyart
Jó kedvvel, bőséggel,
Nyújts feléje védő kart,
Ha küzd ellenséggel;
Bal sors akit régen tép,
Hozz rá víg esztendőt,
Megbűnhődte már e nép
A múltat s jövendőt!

Macar halkının fırtınalı yüzyıllarından…

Tanrı, Macarları korusun

İyi moralle ve bollukla,

Koruyucu kolunu uzatsın

Düşmanla mücadele ederken;

Kötü kaderle uzun zamandır parçalanmış,

Neşeli bir yıl getir,

Bu halk cezasını çekti artık

Geçmişin ve geleceğin!

Devamı;

Atalarımızı getirdin

Karpatların kutsal doruklarına,

Sayende güzel bir vatan kazandı

Bendeguzların soyu.

Ve dalgaların aktığı yerde

Tisa'nın, Tuna'nın,

Árpád'ın kahraman evlatları

Yükseliyorlar arşa.

Bizim için Kuman kırlarında

Olgun başaklar savurdun

Tokay'ın üzüm dallarında

Nektar damlattın.

Bayrağımızı sık sık kuvvetlice diktin

Vahşi Türk tabyalarına,

Ve inletti Matyaş'ın Kara Ordusu

Viyana'nın gururlu kalesini

Ah, ama günahlarımız yüzünden

Göğsünde öfkeler oluştu,

Ve şimşeklerini çaktın

Gürleyen bulutlarında,

Şimdi hırsız Moğol oklarını

Bardaktan boşanırcasına üstümüze yağdırdın,

Sonra Türklerden esaret zincirini

Omuzlarımıza vurduk.

Kaç kez yankılandı dudaklarında

Vahşi Osmanlı halkının

Yenik ordumuzun kemik yığınları üstünde

Zafer şarkıları!

Kaç defa saldırdı kendi evladın

Güzel ülkeme karşı,

Ve kendi soyun yüzünden

Soyunun urnası oldun!

Mazlumlar saklandı ve onlara doğru

Kılıçlar uzandı mağaralarında,

Her tarafına bakındı ama bulamadı

Anayurdunu kendi vatanında.

Zirveye çıkıyor ve vadiye iniyor,

Dert ve umutsuzluk yanında,

Kan gölü ayaklarının altında,

Ve üzerinde bir alev denizi.

Kale vardı, şimdi ise bir taş yığını,

Keyif ve sevinç uçtu gitti,

Ölüm hırıltısı, gözyaşı

Aldı artık onların yerini.

Ve ahh, özgürlük gelmez

Ölülerin kanından,

Istıraplı esaret gözyaşları dökülüyor

Yetimimizin coşkulu gözlerinden!

Tanrım merhamet et Macarlara

Tehlikede olanlara,

Koruyucu kolunu uzat

Denizler dolusu acısına doğru.

Kötü kaderle uzun zamandır parçalanmış,

Neşeli bir yıl getir,

Bu halk cezasını çekti artık

Geçmişin ve geleceğin!

Tekerleme

Golya, golya, gilice,

Mitöl veres a lâbad?

Török gyerek megdobta,

Magyar gyerek gyögyıtja,

Sîppal, dobbal

Nâdi hegedüvel.

Csicsîgatja, babusgatja,

Töba, töba mârtogatja..

.................................

Leylek, Leylek, kumru,

Neden ayağın kanlı?

Türk çocuğu fırlattı,

Macar çocuk sağaltır,

Kavalla, davulla,

Kamıştan kemanla.

Okşar durur, sallar durur,

Göle batırır, göle batırır.

Minap mulatni mentemben

Jöve két kegyes előmben,

Egyik monda: Halljad legény,

Melyikünk szebb, ez-e vagy én?

Felelém: Ez szót nem fejtem,

Vétekben én nem leledzem,

Nem akarok megfelelnem,

Mind szépnek tetszetek nekem.

Nektek szemetek fekete,

Két-két narancs kebletekbe,

Vadtok szépek személytekbe,

Édesek beszédetekbe.

Monda ismét: Kérlek téged,

Melyinket vennéd inkább meg?

Melyinkért adnád több pénzed?

Mondd igazán feleleted!

De imhol nektek az igaz,

Szépségtekről rövid válasz,

Szömölcsöt visel mellyén az,

Az ki legszebb, kisebbik az.

GYULA İLLYES ( 1902-1983) Güncelliğini hiç yitirmeyen şairin Zorbalık üstüne şiiri

ZORBALIK ÜSTÜNE

Yalnız orda yok zorbalık,

zorbalığın olduğu yerde,

yalnız tüfeklerin ağzında.

yalnız hapisanede.

....................

Yalnız "suçlu" diye haykıran

yargıcın soğuk yargısında.

yalnız "hazır ol!"da

yok zorbalık

.......................

Gizlice aralanmış

kapıların arasında

korkuyla fısıldanan

haberlerde yok yalnız.

......................

Zorbalık çocuk yuvalarında,

zorbalık babanın öğütlerinde

gülümsemelerinde ananın,

verdiği karşılıklarda çocuğun yabancı birine.

.......................

Veda öpücüğünde bile

var o aslında,

sesinde var kocasına soran kadının:

Ne zaman geleceksin sevgilim?

........................

Sevgilinin yüzünde,

buz kesiliveren apansız,

tam şu sıra,

onunla buluşurken.

.......................

Konuşurken sen kendi kendinle

odur, zorbalıktır sorguya çeken seni,

özgür değilsin artık

düşünürken bile.

.......................

Kollar seni, kaçamazsın,

hem gardiyansın, hem tutuklu,

siner kumaşına esvabının,

siner tütünün tadına.

.......................

Artık bilemezsin yaşamak ne,

et ne, ekmek ne,

istemek ne bir şeyi,

istemek ölesiye.

..............................

Böylece olursun kölesi kendi kendinin,

olursun taşıdığı zincirleri döken ocak,

dünyaya getirdiğin çocuklerı

besler büyütürsün o yesin diye.

....................................

Zorbalığın olduğu yerde

her şey zincirin bir halkası,

veba gibi dört yandan sarar seni,

olursun sen de zorbalığın tam kendisi.