DOLAR 44,8986 0.06%
EURO 52,9100 -0.05%
ALTIN 6.876,79-1,09
BITCOIN 34100181,08%
Aydın
21°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Osmanlı Sarayında Yahudi Kira Kadınlar. (1)

Osmanlı Sarayında Yahudi Kira Kadınlar. (1)

ABONE OL
Ekim 25, 2025 18:11
Osmanlı Sarayında Yahudi Kira Kadınlar. (1)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Osmanlı Sarayında Yahudi Kira Kadınlar. (1)

        Not: Konu uzun olduğu için okumayı kolaylaştırmak için üç bölümde sunacağız.

        İspanya Kraliçesi İsabella’nın nâm-ı diger “Kirli İsabella” ve kocası Ferdinant 31 Mart 1492’de kilise ile yaptığı işbirliği ile Yahudilerin 2 Ağustos 1492 tarihine kadar İspanya’yı terk etmeleri için ünlü İspanya Engizisyonu fermanı yayınlanıp uygulanmaya başlamadan önce İspanya’da 300 bin Yahudi yaşıyordu. Dünyanın en büyük Yahudi cemaatlerinden biriydi. Kovulan Yahudilerden 100 bini 1492 yılında Kuzey Afrika’ya gitti, geri kalanları Avrupa’nın pek çok ülkesinden sığınma talebinde bulunmuş, ancak hepsinden de ret cevabı almıştır. 

      Aynı talep Osmanlı’ya yapılınca Sultan II. Bayezıt haçlılara karşı bir politika olarak İspanya’dan göç eden Yahudilerin yerleşme isteklerinde her hangi bir mahzur görmemiş  kabul etmiş ve İstanbul, İzmir ve Selanik’e ve Safet iskân ederek onlara; İbranice’de “İspanya” manasına gelen Sefarad kelimesinden  dolayı  kendilerine “Sefarad Yahudileri”  denilmiş ve geniş salahiyetler verilmiştir. 

      İstanbul’a yerleşen Sefarad Yahudileri çok geçmeden İstanbul’da lobi faaliyetlerine başlamışlardır. Bilinen ilk lobi faaliyetini başlatan kişi de 1520’lerde Portekiz’de doğan fakat köken itibarıyla İspanyol Yahudisi olan ve 1553’te İstanbul’a göç eden Yasef (Joseph) Nassi’dir. (1524-1579)

      Nassi’nin hedefi, dünyanın farklı yerlerinde dağınık halde bulunan Yahudileri bir araya toplamaktı. İşte bu sebepten Yasef Nassi, Theodor Herzl (1860-1904)’den dört asır önceki Siyonizm’in asıl fikir babası ve öncüsü olarak kabul edilmektedir.

       Bir İspanyol yazar Sultan II. Beyazıt’ın Ferdinand gibi büyük bir İspanyol kralının nasıl olup da bu kadar zenginlik kaynağı olan Yahudilerden vazgeçip kendisine bıraktığını anlayamadığını ifade ederek; “Sultan, imparatorluğuna zenginlik kazandıran Yahudi ailelerin gelmesinden oldukça memnunmuş.”der.

      İspanya’dan kovulan Yahudilerin büyük bir bölümü dönenim gözde meslekleri olan boyacılık ve dokumacılık yanında değerli madenlerle uğraşan bu konularda söz sahibi olanlar da bulunmakta idi. Yeni kabul edildikleri vatanlarında sanatlarını icra ederlerken, Osmanlı toplumunda önemli bir ekonomik düzeye gelerek refaha ulaşmışlardır.

      Cepheden cepheye koşmaktan her türlü sanaat, zenaat ve ticaretten uzak kalan Türk nüfusun ekonomik kontrolü elde tutamadığı bu boşluğu 1500’li yılların başından itibaren para ile ilgili konularda önemli noktalara gelen Yahudiler; darphane nazırlığı, sarraflık ve mültezimlik gibi konularda, sayı bakımından önemli bir yekün teşkil etmişlerdir. Öyle ki İstanbul, Edirne, Gelibolu gibi önemli şehirlerde darphanelerin yönetimi, Yahudilerin eline geçmiştir.

       16. yy. Osmanlı Devleti’nin en güçlü ve en büyük olduğu döneminde devletin her türlü imkân ve şartlarında, ekonomik becerilerini kendi lehlerine çevirerek kullanma avantajını bulan Yahudiler, tam bir “altın çağ” yasamışlar ve hatta Osmanlı vezir ve paşalarının güvenini kazanarak, 1521 de Kanuni Sultan Süleyman döneminde başlayan Saraya girişler, onları etkin ve nüfuzlu bir konuma getirmiştir.

      Ekonomi ve ticaret bakımdan elde ettikleri bu avantajlarını, siyasi yönde de kullanan  Jasef Nassi ve Salomon Eskanazi gibi Yahudiler, Osmanlı Devleti’ni bu konularda Avrupa Devletleri nezdinde temsil edebilecek duruma geldiler. Bu konumlarından dolayı kazandıkları avantajları, diğer dindaşları için de kullanırken, Sultan II. Selim’im (1566-1574) eşi ve Sultan III. Murad’ın (1574-1595) annesi Nurbanu Sultan gibi Yahudi kökenli üst düzey saray kadınlarının da yardımlarıyla, devletin her türlü imkanlarından büyük ölçüde faydalanmışlar.

      Osmanlı belgelerinde Yahudi erkeklerin yönetime yakın ilişkileri ekonomik ve siyasi nüfuzlarını kullanan Yahudi kadınların da Osmanlı Sarayı  Harem-i Hümayunundaki kadınların bir ihtiyacı olarak doğan “kira” denilen kadınlar zamanla mevcut konumun bir parçası haline gelmişlerdir. “Kira” kelimesi Grekçe’den gelmekte ve “kadın” anlamını taşımaktadır.Bazı kaynalarda “Kira Kadın” bazen de “Kiraca”  denilen kadınlardan bahsedilir.

       Önceleri Kira Kadınlar, devşirmelerden oluşan ve dış dünya ile ilişkileri bulunmayan Osmanlı Sarayı’nın Harem’ine, kapalı kapılar ve arka merdivenlerden girmeyi başarmışlar ve adeta burada yaşayanların dışarısı ile bağlantılarını kurmuşlardır. “Kira” kelimesi yeni bir anlam daha kazanmış ve Yahudi kadınlarının bu özel durumlarından dolayı ekonomik danışman veya iş temsilcisi olarak adlandırılmıştır. Dolayısıyla, Kira Kadınların görevleri ve Osmanlı sarayındaki harem dairesinde yaşayan Sultan,Valide Sultanların ve cariyelerin hizmetinde görünmüşler ve onlara akla gelebilen tüm süs ve ziynet eşyalarını İstanbul’daki ve Avrupa’daki Yahudi tüccarlardan aldıkları eşya ve takıları onlara satarken, haremde yapılan el işi, oya ve benzeri şeyleri de alıp dışarıda satarak değerlendirmişlerdir.

        Bazen de Harem’den bazı gizli bilgileri öğrenmişlerdir. Bu bilgilerle, saraydaki “çok eşlilik” ortamında, Harem kadınlarının  Osmanlı Padişahlarını, şehzadeleri kendisine bağlama entrikalarına ve “batıl ve sihir-büyü” becerilerini öğrenerek saraya rahatça taşıyabiliyorlardı. Tabiki görevler sırasında emeklerinin karşılığını da fazlasıyla alarak zengin ve etkili bir grup oluşturmuşlardır.

        Zamanla sultan hanımlarının güvenini kazanan Kiralar giderek daha önemli görevler üstlenmeye başlamışlardır. Böylece, saraydan bir beklentisi olan herkes onlara başvurmaya ve aracılık yapmalarını istemeye başlamıştır. Bu gönüllü aracılığın karşılığında, elbette birçok faydalar elde etmişlerdir. Örneğin, 1564 yılında, bazı iltizamların (vergi toplama işinin) Kira Kadın’ın elinde olduğunu kaynaklarda görüyoruz.

        En başta; hanım sultanların ve sonrasında genç şehzadelerin, harem ağalarının, veziriazam ailelerinin, ustaların, kalfaların, hatunların ve daha nice kişilerin bu gücü oluşturdukları veya bu güçten faydalandıkları bir dönemde tüm bu kişilerin arasına yeni bir güç unsuru dâhil olmuştu. İlk başta Yahudi kadınlar olarak anılacak olan ve sonları trajedi ile bitecek bu şahıslar maddi ve manevi her gücün hazzını yaşamışlardır.

       Kira Kadınlara, Osmanlı Devleti’nin Klasik Dönemi’nde rastlıyoruz. 1520-1600 yılları arasındaki 80 yıllık dönem için tespit edilen en etkili 3 Kira kadından bahsedilir, bunlar Müslüman adıyla bilinen Fatma Hatun, Ester Handali ve Esparanzo Malchi’dir…

Devamı gelecek hafta…

Ali Erdoğan

Araştırmacı Yazar

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

300x250r
300x250r